Sonun Başlangıcı

Sonun Başlangıcı Part 1

Sabah güneşinin ilk fokurdanışıyla başlamış, bir ömür gibi geçen dakikaların sonunda gözlerimi açtığımda kendimi her zamanki yoksunluğum da  bularak yatağımdan kalktım. Gözlerimden akan uyku seremonisi belki de yaşadıklarımın özetiydi. Her gün yaşamak olduğum yaşamak istemediğim hayatım beni bir boğuşmaya sevk ediyordu. Taa ki yaşadıklarım o gecenin yaşanmasıyla değişti.

Hepimiz yaşadıklarımızın ağırlını taşıyoruz bu dünyada, kimi daha ağır, kimi daha acı, kimi daha umarsız… Ama hepimiz bu hayatta bir şeyler yaşıyoruz ve kaybediyoruz. Kaybettiğimiz günlerin acısı  nefesimizi; keskin bir çığlığın duyulmasıyla seslerin kesildiği anlar gibi kesiyordu.. Hiç birimiz o anları hatırlamak tekrar tekrar yaşamak istemeyiz lakin kendi içimizde yaşadığımız yaşantıda o anları belki de defalarca yaşıyoruz. Eminim biliyorum sizlerde bazen hiç doğmamış olmayı dilediğiniz oluyor ama inanın bana bunu kendi gözünüzde canlandırdığınızda nasıl bir hissiyat içinde olduğunuzu kesinlikle çözümleyemiyorsunuz.  Çözümleyemediğimiz bu anlarda karşımıza yeni maceralar çıkıyor elbette.

Sabah uyandığımda her zamanki rutinimi gerçekleştirip evden çıkarken hemen evimin çaprazındaki lokantacı Cengiz Şiberler günaydın selamını çakarak gözlerimi ona çevirip kafamı eğmemle başlayan bir maratonun startını veriyordum. Telefonum cebimde bir çalar bomba gibi her an çalmak üzere  hazırlıklarını tamamlamaktaydı. Delikli tavanların altından geçerken yolun sonunda kendimi hiç istemediğim yaşantımın hiç istemediğim sektöründe çalışma hayatıma bir son vermemeksizin devam ettirme zorunluluğunu yaşıyordum.

Size kendimden bahsetmedim. Ben Sermet Portakal ve anlatacaklarım bu kadar. Yargılanmadan kendimi tanıtabileceğim tek şeklim tamamen bundan ibaret.

Birbiri içinde bir it dalaşı içerisinde olan akrep ve yelkovanın hareketleri hızlanıyor ve zamanın bir hükmü olmadığını anlıyoruz. Bu dilemma  aslında farklı bir boyut yaşatıyor renksiz yaşantıma. Akrep ve yelkovanın görevini tamamlamasıyla evlerimize geri dönüp ritüelleri tamamlamanın tam zamanı gelmişti. Rakı, kavun ve beyaz peynir eşlik olarak tam karşıma koyduğum ayna ile kendimle dertleşip içimi dökmenin tam vakti. Kimi zaman bir insan kimi zaman bir hayvan kimi zamanda kimliksiz bir şey olarak hissediyordum bu masada. Kavunun kestikçe akan suyu yanında duran peynire karışmasını izledikçe diğer elimde yanan kent sigaram kendiliğinden yanarak bitiyordu. İçtiğim meretlerin bitmesiyle kendimi yatağımda bulup iç çekişme içerisinde bulurken taa ki yaşadıklarım bu gecenin yaşanmasıyla değişti.

Size birisinden bahsetmeliyim. Ama bu sefer kendim gibi bahsetmeyeceğim. Çok çetrefilli bir tanıma öyküsüyle gerçekleşen bir kişi. Evet onun adı Güzel Kara. Güzel Kara, ailesinin onun doğduğunda güzelliğinden etkilenmesi üzerine ismini Güzel olarak konmasıyla güzelliği perçinlenmişti adeta. Onu tanımaya başladığım andan itibaren onu belki de hissettirmeksizin yaşadığım hayranlığı bir ben biliyorum belki de. Onu anlatmak için bir kaç şey yetmez aslında. Bana kalırsa, Cemal Süreya’nın Zuhal’e aşkı, Nazım Hikmet’in Piraye’ye, Cahit Zarifoğlu’nun inadına, Necip Fazıl’ın ilahi aşkına benzer bir güzelliği vardı. Bu zamana kadar Güzel’den mahrum bir hayat sergilemiştim kendi kendime.

O geceden bahsetmek gerekirse kimliğimi kaybettiğim gece yatakta bir o yana bir bu yana dörünürken benimle iletişime geçti, onunla o gece yaşadığım dört saatlik an için ömrümden günleri feda ederdim. Birisiyle konuşurken gözlerinin içi kamaşır ya hani bende daha farklı bir şey oluyordu. Eğer o an birisine bakarken gözlerinin içi kamaşmak nedir bilmeyen birisi olsaydı ona ben öğretirdim. Saçlarını sevdiğimi düşündükçe ellerimde canlanıyor, göğsüme yatırdığımı düşündükçe de kalbimin hızını kontrol edemiyordum. Onun adı Güzel Kara fakat ben ona Güzel Kadın demekten hoşlanıyordum. Ona sanki her Güzel Kadın diye seslendiğimde kendi içimde  kopardığım fırtınayı onun da duyduğunu sanmaktan alıkoyamıyordum kendimi. Ve defalarca bu yaşadıklarımın bir rüya olup olmadığını soruyordum. Her şeyi içtiğim rakının bir etkisi olarak düşünüyordum. Gece saçlarını severek uyuttuğum Güzel Kara, Güzel Kadın olarak hayatımın bam teline dokunmaya başlamıştı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir